![]() | ![]() |
| 14 Mart, 1998 | |
| Nice Mektubu Nejat Onursoy |
Cinsellik, nedenli bir dolu toplumsal ve sosyal neden ile tabu olarak kabul edilse de, konuşulması "ayıp" sayılsa da, "üremekten öte" kullanılmaması gerektiği öğütlense de insanın yaşamının en önemli unsurlarında biri olmaya devam ediyor ve edecek de… Cinselliğe kim ne yakıştırırsa yakıştırsın onun üretmekten öte çok önemli "fonksyonları" olduğu da bir gerçek. Her akşam da sinemaya gidilmez ya ! … Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanı Clinton bey, bu işe ilk heveslendiği sırada seçim kampanyalarında "eşcinsellerin" yaşamlarını kolaylaştırıcı ve onlara arka çıkan politikalar da üreteceğini söylediği zaman hayli dedikodulara da neden olmuştu. Oysa "zampara" olduğu artık su götürmez olan başkanın bu son dedikodular karşısında düştüğü duruma Amerikan halkı arka çıktı bu sefer ve her on Amerikalıdan altısı "Valla, yaptıysa da helal olsun!" demeye başladı. Tabii bunda son aylarda Clinton beyin Saddam efendiye karşı sürdürdüğü o "erkeksi" politikanın da çok etkisi olduğu söyleniyor. Aynı bizim Osmanlılar gibi yani… Demem o ki, dünyanın neresine gidersek gidelim, birkaç istisna ülke haricinde genellikle toplumların "erkek erkil" olduğunu görüyoruz. Bunun yanısıra hemen hemen her dilde de "küfür"yerine geçen sözcüklerin cinsellikle ve özellikle de "eşcinsellikle" bezendiğini fark ediyoruz. Sonra dönüp bakıyoruz ki, Taksim Meydanının çevresinde dolaşan eşcinsel fahişelerin hemen hemen hepsi "erkeklerin" ciddi beğenisi ile karşılaşıyorlar ve onlara kiralıyorlar kendilerini ! ![]() Bir de başka organizasyonlarla karşılaşıyoruz, örneğin San Francisco için Amerika'nın eşcinseller başkenti deniliyor, bu yakıştırmaya Avrupa'da da Hollanda'nın başkenti Amsterdam uygun bulunmuş. Bir bakıyorsunuz, bu "eş" durumundan yararlanan "cin" ler "seller" gibi para kazanmaya başlamışlar, çünkü toplum tarafından itilip kakılan ve ingilizce de "neşeli" anlamına gelen, "GAY" denilen eşcinsellerin artık toplumdan kopup kendi getolarını oluşturmak gibi bir arzuları doğuyor, o nedenle de kendi alış-veriş ettikleri yerleri, kendi lokantalarını vb. hertürlü gereksinmelerini karşıladıkları ticari ortamları yaratmaya başlıyorlar. Hatta buna arka çıkan bazı devletler, Hollanda da olduğu gibi eşcinsellerin birlikte yaşamlarını yasal kılan eşcinsel evliliklerine de yeşil ışık yakıyorlar. Birçok havayolu şirketi servis elemanlarını seçerken gerek kadın gerekse erkeklerin eşcinsel olmalarına özen gösteriyor, böylelikle onların evlerinden uzun süre ayrı kalmalarında bir sakınca olmadığı düşünülüyor vs. Yani, sözün kısası, eşcinsellik artık bir "küfür" konusu olmaktan çıkıp sosyal yaşantımızın bir parçası olmaya başlamış durumda. Daha doğrusu insanlık var olduğundan beri var olan bu cinsel davranış biçimi artık itilip kakılmayan, insanların kendi seçimleri olarak algılanmaya başlanan bir davranış biçimi olarak yaşantımızın içinde var. Nitekim geriye dönüp baktığımızda kendi sosyal yaşantımızda da bunun örneklerini görüyoruz: |